İlk olarak Yiğit Korkut'u tanıyabilir miyiz?
1988 doğumluyum, her ne kadar insanlar buna inanmasalar da :). Haziran ayında Bilkent Üniversitesi İç Mimarlık bölümünden mezun oldum. Angora Evleri'nde oturuyorum, çok zenginim falan, ne diyeyim yani :).
Tamam tamam, bu yeterli :). Ankara gece hayatına nasıl atıldın?
Ben gece hayatına ne zaman başladım... 2. sınıftaydım, yani 2007 yılında. İlk olarak d'blyu'da Serhat Çelik ve Altay Ağva ikilisi ile. En zoruyla başladım yani :). Orada altı ay çalışmanın ardından Margarita'ya geçtim. Bir süre ara vermenin ardından, bu sene Eylül ayında Effendy ile dönüş yaptım. Yani değişik mekanlarda, hem misafir hem de çalışan olarak bulundum. Üniversite hayatımı güzelce gece hayatında harcadığım da söylenebilir.
Ankara gece hayatı hakkında yorumların neler peki?
Ankara sonuçta biraz nankör bir müşteri kitlesine sahip. Siz ne kadar emek harcarsanız harcayın çok değişken bir eğlence anlayışı var. Ne kadar güzel bir mekan olursa olsun maksimum ömrü altı ay oluyor. Bazı mekanları bunun dışında tutuyorum tabii, yani bazı meyhaneler olsun, Salata olsun, bunlar belirli bir yere geldikleri için belirli aşamaları da geçmiş oluyorlar. Bunların dışında kalanlar ise bir şekilde isimlerini duyurmak, mekanlarını canlı tutmak durumunda, bunun için de promoter işi gerekiyor işte...
Senin çalıştığın mekanların hepsinin değişik konseptlere sahip olduğunu görüyoruz.
Evet, ilk clubla başladım, daha sonra havuz işletmeciliğinden fasılda göbek atma moduna geçtim :). Her şeyi denedim yani. Dışardan bakılınca yaptığım iş çok zevkli, sonuçta her gece çıkıyorsun, eğleniyorsun, arkadaşların oraya geliyor, yediğin önünde yemediğin arkanda... Çok eğlenceli yani, ama aynı zamanda çok da yorucu. Sonuç olarak kimse işini gücünü bırakıp, okulunu bırakıp çalışmıyor buralarda. Promoter'lık yapanların hepsi sonuçta öğrenci. Önemli olan okulu da boşlamamak. Ben bunu yaptım, dört senede bölümümden çok iyi bir not alarak mezun oldum. Yani gece hayatının bana sorumluluk sahibi olmayı aşılayan bir iş deneyimi olarak geri dönüş yaptığını söyleyebilirim. CV'ne yazdığın zaman, bir gece klubünde dahi olsa halkla ilişkiler işinde çalışmış olmak, seni diğer insanlardan 4-5 adım öteye taşıyor.
Ancak şu lafını hatırlıyorum; "Artık bir yerde çalışmıyorum, istediğim gibi gezip eğleneceğim". Sıkılmışsın sanki biraz :)
Şimdi bizim belirli bir mekanda çalışma nedenimiz ne? İnsanları oraya çekmek. Ne derlerse desinler, sonuçta bizi oraya kara kaşımız kara gözümüz için almıyorlar. Bir süre sonra, insan aynı mekana gitmekten gerçekten sıkılıyor. Bir de şu var, mesela arkadaşın bir yerde doğum günü yapacak, ama sen başka bir yerde çalışıyorsun, o senin çalıştığın yerde doğum gününü kutlamak istemiyor, ve sen şu moda giriyorsun "Bi bitse de gitsem" :). Biz sonuçta bu işi eğlenmek için yapıyoruz, hiçbirimizin yüksek miktarda para ihtiyacı yok. Seçilen insanlar zaten sosyal anlamda bir yerlere gelmiş, kendi ayakları üzerinde durabilecek insanlar. Yani ben eğlence için bir iş yaparken belirli zorunluluklarla kısıtlanırsam, bu beni sıkmaya başlıyor. Bu nedenle ben de işi bir süreliğine bırakıp "müşteri" olma kararı aldım :). Ama yaşadıklarım son derece keyifliydi, iyi ki de yapmışım, hiçbir pişmanlığım yok.
Peki Yiğit Korkut bir mekana insanları çekmek için ne yapar?
Şimdi ben bu işe çok balıklama atladım, o konu istemsizce oldu. Selim (Bayraktar) bu konuda bana önayak oldu. SnowFest'de ben herkesle konuşan, sürekli dans eden, her türlü aktiviteye katılan bir insan olduğum için bana dönüp dediler ki "Hadi gel seni de biz bi görüşmeye alalım". Ben hiç böyle bir şey düşünmüyordum oysa ki. İlk d'blyu'da böylece başlayıverdim. O sırada Margarita da yüklenmeye başladı "Hadi gel gel" diye; bi anda böyle hani neyim varsa, paylaşılamayan insan oldum. Sonra ben de hadi bir şeyler yapayım dedim. Açıkçası ben hiçbir zaman bir mekana gelsinler diye arkadaşlarımı arayıp çağırmadım. Sonuçta bir mekana giden insanlar o mekanın kitle ve kalitesini belli ettikleri için, müşterinin kendi seçimleri doğrultusunda hareket ettiğini düşünüyorum. Ankara'da belli başlı insanlar var trendsetter özelliği taşıyan, bunlar nerdeyse geri kalanlar da oraya gidiyor. Gerçi şimdi bu insanlar kalmadı çünkü hepsi bir yerlerde işe başladı, belirli mekanlar tarafından kapıldı :).
Ankara'da "promotörlük" kavramı ne zaman oturdu?
Yıllar önce Serhat Abiler bunu bir denemişler galiba. Ivy Summer ile falan baya bu kavram oturmaya başladı. Orda çalışan insanlar mesela mekanda duruyorlardı, insanları çağırıyorlardı ve belirli bir maaş almıyorlardı. Belirli bir kotaları vardı, buna karşılık yemekleri ve içkileri bedavaydı. Bu iş maaşa döküldüğü zaman halkla ilişkilere, ya da Fırat'ın dediği gibi müşteri temsilciliğine gidiyor. Çünkü mekana gelen insanlarla işletme birbirini tamamlamak durumunda ve sen onların arasında bir köprü oluşturuyorsun; jenerasyonları birbirine bağlayan kişi oluyorsun. Bu nedenle bence promoter, gece kulüplerinde kullanılmaması gereken bir terim. Çünkü aslen promoterlar, halkla ilişkiler ekibinin altında çalışan, ayak işlerine koşturan kişiler; yani belirli bir maaş almayan, getir götür işlerini yapan insanlar aslında. Ben o terimi sevmiyorum :).
Senin Ankara'da gitmekten hoşlandığın mekanlar?
Artık çok çalışmaktan mıdır, çok çıkmaktan mıdır bilinmez, artık öyle kulüp, canlı müzik falan kaldıramıyorum. İster istemez insanın canı çekebiliyor, istemsizce ayaklarım beni Zeki'ye götürüyor ama genel olarak lounge havasında yerlere gitmeyi seviyorum. İşte Flat olsun, Meet olsun, House Cafe olsun, Branca mesela... Canlı müziğin de yeri ayrı elbet; Duygu, Ercan, Tunç, bunlar da gece hayatının vazgeçilmezlerinden ne olursa olsun...
Ercan'la zaten yakın arkadaşsınız sanırım?
Evet Ercan çok eski arkadaşım. Effendy'ye girmemin %80 nedeni de Ercan'ın kendisidir. Çok eğlenceli bir insan çünkü. Öyle bir muhabbeti var ki... Çalıştığım sürece altı ayımı çok eğlenerek geçirdim. Tunç da öyle, biz onlarla büyüdük sonuçta. Ama dinlemekten en zevk aldığım kişilerden biri de Duygu, onun sesi inanılmaz bence. Yine de Ercan'ın yeri hem arkadaş, hem solist hem de sahne performansı olarak apayrı bende.
Ankara'da eksik olan ne sence? "Keşke şu da olsaydı" dediğin ne var?
Ankara gece hayatında varyasyon yok. Ya bir mekan oluyor herkes oraya gidiyor, ya da herkes eski bir mekana bir anda geri dönüş yapıyor. "Aaa sen oraya mı gidiyorsun, ben de buraya gidiyorum" gibi bir durum yok yani. Bir yer tutunca, her yer kendini oraya çevirmeye çalışıyor. Varyasyon yapmaya çalışırken aslında insanları bıktırıyorlar. Mesela ben şu anda kimsenin fasıla gitmek isteyeceğini sanmıyorum, her yer fasıl oldu çünkü. Gece kulübü desen, İstanbul'a döndük. Ümitköy ve şehir arasında tercih yapılmaya başlandı. Onun dışında yapılabilecek bir tercih yok çünkü. Mekanlar aynı, lokasyonlar farklı sadece.
Nasıl mekanlar açılmalı peki?
Ya sonuçta ben şuraya bi kulübe yapsam, üzerine kulüp yazsam yine insanlar gelir. Önemli olan açılan mekanların tutması, istikrarlı bir işletmenin olması. Copper öyle mesela, orası çok gizemli geliyor bana, bir altı ay boyunca insanlar gidiyor, altı ay gitmiyor, ne oluyor da öyle oluyor bilmiyorum. Meet mesela çok istikrarlı ve kaliteli. Durup dururken değişik girişimlerde bulunup da "Hadi Vuvuzela gecesi yapalım" falan demiyorlar nasıl adam toplanır diye. Ankara çok yeniliğe açık bir yer değil, insanlar bir süre sonra "Bu ne ya" diyorlar ve girişimler başarısız oluyor. İlk olarak Ankara insanının düşüncelerinin değişmesi lazım daha çok eğlenebilmeleri için...
Ankara'nın gezen kesimi hakkındaki yorumların neler?
Eskisi gibi bir kesim kalmadı bence açıkçası. Eskiden gezen 30-50 kişi vardı ve daha kaliteli bir kitle söz konusuydu. O zamanlar o insanlar çalışmıyordu belirli mekanlarda ve müşterilerdi. Sırf onları görmek için bile olsa diğerleri belirli yerlere giderlerdi. Şimdi herkes bir yerde çalıştığı için, şimdi pek bi eğlence gözlemleyemiyorum ben. Bence önemli olan bir gecede birden fazla mekana gitmek değil; tek bir mekanda sonuna kadar eğlenmek. Müşteri kitlesinin de şu andaki eğlence anlayışını maymun iştahlı olmalarından dolayı güzel bulmuyorum. Bir şeyle yetinmiyorlar, bir mekandan memnun çıkmıyorlar.
Bilkent'in Ankara'nın nabzını tuttuğu doğru mu?
Kesinlikle doğru. Bilkent Üniversitesi, ne olursa olsun, kim ne derse desin; bence Ankara'nın hatta Türkiye'nin en iyi üniversitesi. Ben oradan mezun olduğum için söylemiyorum bunu... İçinde her türden insan var, herkese belirli şeyler katan bir yer. Gerçekten de kaliteli bir ortam. Böyle güzel bir kampüsün içerisinde tüm gün beraber olduktan sonra, insanların samimiyeti artıyor, hem de gece çıkınca herkes birbirini tanır hale geliyor. Mekanlarda bu nedenle daha sıcak ve eğlenceli bir ortam oluşuyor. O yüzden Bilkent peak point ya :).
Mesela Meet için Bilkentlilerin ikinci evi diyorlar...
Evet bunu demelerinin sebebi de oranın kalitesini hâlâ istikrarlı bir şekilde koruyor olması. Tabii Bilkentli olmanın da farkı ortada; ben açıkçası hiç, Başkentlilerin yeri, ODTÜlülerin kalbi, Atılımlıların gururu denilen bir mekan duymadım, demek ki olay bizde bitiyor :).
Eğlenmek adına nasıl para harcanmalı?
Ben şunu söyleyeyim sadece, hayatım boyunca hiç şişe açmadım. Bence çok garip bir şey şişe açmak, neden yaparlar onu da bilmiyorum, neden şampanya yollarlar onu da anlamış değilim; yollanan şampanyalar niye içilmez onu da bilmiyorum :). Eğlenmek için bir kere herkesin ağzıyla içmesi lazım, bir de ne içtiğin orada önemli olan. Mesela ben şeyi sevmiyorum, gece kulübüne gidiyorsun; sonuçta her yerde, markette, bakkalda her yerde bir şişe Chivas veya Absolut var. Evde içemeyeceğin şeyler nelerdir, kokteyllerdir mesela. Ben sürekli kokteyl içerim. Ama durmam gereken yeri de, ne kadar ödeneceğini de çok iyi biliyorum. Mesela d'blyu ilk açıldığında insanlar o kadar özenerek geliyordu ki, kızlar kıyafet falan diktiriyorlardı ya... Muhteşem bir yerdi ve inanılmaz kaliteliydi. Gerçi hâlâ Ankara'nın en iyi kulüplerinden biri, bir tarzı ve mimarisi var sonuçta. İnsanlar gece çıkarken de belirli bir özen göstermeli sonuçta duruşlarının lansmanı adına... Bir de bu kavga olayları falan çok garip, huzursuzluk çıkarmak adına gece dışarı çıkmanın bir manası yok. Sonra şu çok yanlış "Ay orda kavga çıkmış, şurda silah patlamış, aman oraya gitmeyelim" düşüncesi... Onun güvencesi yok ki, kapıya istersen tüm Türk Silahlı Kuvvetleri'ni koy, kavga çıkaracak adam yine çıkarır. Bu şans işi, gerçi müşteri kitlesi de bunun filtresi diyebiliriz. İşte Meet'in kalitesi de bundan kaynaklanıyor, sonuçta herkes birbirini tanıyor, varyasyon çok yok sonuçta, neden kavga çıksın ki?
Peki sence Filistin mi, yoksa Ümitköy mü?
Park Caddesi aslında çok güzel bir yer olacaktı ama kalitesi çok bozuldu bence... Düşünsene koskoca Mezzaluna bile kapadı. Şu anda oturduğumuz Big Chefs çok güzel olmuş mesela, reklamını da yapalım, şu an Big Chefs'te oturuyoruz, burası güzelleşecekmiş gibi duruyor. Filistin ise ilerliyor. Arjantin'le başladılar, Köroğlu'na kadar gidecekler herhalde. Eski zamanlara dönüyorum ben oraya gidince, her ne kadar Arjantin dönemi kadar olmasa da... Bütün mekanların ellerine sağlık çok güzel bir hayat getirdiler oraya. Yine de gariplikler var. Mesela House Cafe... İstanbul'dan buraya gelip de tutan nadir mekanlardan ama İstanbullu bir insana "Ben gece House Cafe'ye gidiyorum" desen suratına aval aval bakarlar. İstanbullunun bize gelip de "Gece Big Chefs'e gidiyoruz, parti var" demeleri gibi bir şey. Ya da Casita... Haftaiçi kapatıyorlar mesela orayı, hiç anlamıyorum, canlı tutmaya mı üşeniyorlar, yoksa boş geçmemeli diye mi düşünüyorlar bilmiyorum. Onu geçelim, Ümitköy tarafının kesinlikle canlanması lazım, çünkü burada oturan insanlar için her gece şehre inmek gibi bir eziyet daha yok. Tamam d'blyu şu an hükümdarlığını sürdürüyor ama farklı opsiyonların da gelmesi gerek. Ama ben artık Ankara'dan gidiyorum, darısı yenilerin başına :).
İstanbul'a gidiyorsun, biraz da orayla ilgili konuşalım. Oranın işletme anlayışından bahsedebilir misin?
İstanbul'da güzel olan şu, çok fazla insan ve çok fazla mekan var. Savaş çıkmadığı sürece insanların aynı mekanda toplanmasını gerektirecek bir durum oluşmuyor. Alternatif müzik dinlemek isteyen bir insan İstanbul'da zorla Zeki Bar'a götürülmüyor. Ya da Türkçe müzik dinlemek istemeyen hiç kimse kendini bir anda Al Jamal'de bulmuyor. Her kitle için bir mekan var... Haftanın yedi günü sadece 90'lar Türkçe çalan mekan da var, sürekli alternatif rock çalan mekan da var, pahalı mekan da var uygun mekan da var. O kadar insan ister istemez kendine uygun mekanı buluyor ve haddini bilip oraya gidiyor. Burada insanlar nereye gideceklerini bilemediklerinden farklı mekanlara gidip kalitesini bozuyorlar bence. Herkes sevdiği yerde değil, sorun bu.
Bir mekanın konseptini oturtan nedir?
Konsepti oturtan müzik falan değil, kesinlikle insan. İç mimarlık öğrencisi, hatta artık iç mimar olarak şunu söyleyeyim, insan en büyük dekordur. Sen istediğin kadar iç mekanı süsle, en pahalı malzemeleri kullan, en iyi DJ'leri getir, oraya düzgün insan gelmediği sürece hiçbir şey olmaz. Sonuçta insanlar ne için dışarı çıkıyor? Birbirleriyle interaction içine girmek için... Birini görmek, muhabbet etmek, erkek ya da kız bulmak, vesaire... Eğer orada güzel insanlar, yakışıklı erkekler, kaliteli müşteri olmazsa mekanın hiçbir anlamı kalmaz. İnsan, insan olmadığı sürece istersen mekanı zembille indir yine de bir şey yapamazsın.
Son olarak benceAnkara hakkındaki yorumlarını alalım?
Site gerçekten çok güzel. İnsanlar içlerinde kalanları söyleyebiliyorlar, dedikodu yapıyorlar, yorumlarını dile getiriyorlar. Ellerinize sağlık, insan ister istemez takip ediyor.
Sen yorum yazdın mı hiç?
Evet, Meet'e bir çocuk girip her Çarşamba 90'lar gecesinde aynı şarkıları dinliyoruz demiş, ben ona bir zaman makinası vericem, gitsin 90'lara bir iki şarkı ekleyip geri dönsün, yeni şarkılar dinleyelim değil mi ama? :)
Teşekkür ederiz, başka ekleyeceğin bir şey?
Sizi seviyorum :)


