Faik Bey , bize çocukluğunuzdan başlayarak biraz kendinizden bahseder misiniz?
Ben memur bir ailenin çocuğuydum. 4 kardeştik. Babam memur maaşıyla hem bize hem de köydeki annesi ve 3 kardeşine bakmakla mükellefti. Okulu bırakmak zorunda kaldım çünkü aileme destek olmak zorundaydım. Ben yoksulluğunu muhteşem yaşamış bir adamım bir ekmeğe muhtaç kaldığım günleri bilirim. İnanın yutkunmaktan nefsimi kaybettim. Şimdi altın tabakta yemek olsa umurumda değil. O gün derdim ki param olsa her gün döner ekmek yiyeceğim. Bir kıyafeti bir yıl giymek zorundaydım çünkü sıra bana ancak 365 günde geliyordu. İstanbul yolunda bir fabrikada 7 metre hortum ve bir çizme zimmetim vardı. Tuvalet ve katları temizliyordum.
Kaç yaşındaydınız?
15 yaşındaydım. El yazım çok güzeldi beni muhasebeye aldılar.
El yazınız güzel diye mi?
Evet o zamanlar bilgisayar yoktu defterler el yazısıyla tutulurdu. 8 sene sonra aynı fabrikada müdür yardımcısıydım, tuvalet temizlediğim fabrikada.
Sizi böyle kademe atlatan şey neydi?
Devamlı ve düzenli çalışma. Ben simitte satsam apartman görevlisi de olsam zengin olurdum. 10 dairelik bir apartmanın kapıcısı olsam sabah erken kalkar daire sahiplerinin arabalarını yıkar, ayakkabılarını boyar ve para talep etmezdim. Canınız sağ olsun derdim onlar yine para verirdi. Ben çalışkan adamım her türlü zengin olurdum.
Kendinize çok inanıyorsunuz!
Tabi ki inanıyorum ben öz güveni çok yüksek bir adamım. Ben kendini seven, inanan ve çalışmaktan asla gocunmayan biriyimdir.
Tesadüflere inanır mısınız?
Benim hayatım tesadüflere dayalıdır. Askerlik dönüşümde hiç param yoktu bir arkadaşım bana "hurda bulabilir misin" diye sordu. Bende bulurum dedim. 80 ‘li yıllarda Türkiye’de demir çelik işletmeleri greve girmişti. Piyasada demir yoktu. Grev olduğu için fabrikalarda da yoktu. Tren rayı sacı bulmamı istediler Devlet Demir Yolları'na gittim oradan Makine Kimya' ya . Makine Kimya' da satın alma hemşerim çıktı Elazığlıymış, "verelim sana" dediler ve hemen sözleşme yaptık. Rayların hepsini aldım. Param da yok o zaman ve bir arkadaşımdan borç 1.000 lira aldım. Bir Doğan araba o zaman 6.000 liraydı. Tüm malzemeleri Balıkesir’e götürdük. Peşin paraya satıp geri geliyordum.
Bu işten para kazandınız mı?
Valla 1.000 lira ile başladığım işte 6 ay sonra 210.000 liram olmuştu. "Ne yapsam" diye düşündüm ve 150.000 lirayı sendikalara bağışladım grevi uzatsınlar diye.
Gerçekten mi?
(gülüşmeler….) Evet grev uzatıldı 6 ay daha; düşünsenize devletle karşı karşıya kaldım o tarihlerde. Ben bu sefer muhteşem bir para kazandım. İlk ticaret hayatımın başlangıç noktasıdır bu.
Ticari başarınız tartışılamaz peki hiç hata yapmadınız mı?
O günden bu güne hiç hata yapmadım. Sadece 5 nisan kararlarına yakalandım. TL alacağım vardı döviz borçlandım. 1 liralık borcum 10 lira oldu kriz sebebiyle onun haricinde hiç yanlışım olmadı ve bu günlere geldik.
Maddi manevi büyük sıkıntılar geçirmiş biri olarak pozitif enerjinizin kaynağı nedir? Sizi hayata bu kadar bağlayan hatta hayatla bile dalga geçiren şey nedir?
Ben çok korkak bir adamımdır. Bu günü kaybetmekten korkarım sabah yatsam da erkenden işime gelirim ya kimse gelmez telefon çalar kimse bakmazsa diye. Bir kağıda imza atmaktan korkarım. Kimseye kefil olmam korkarım. 5 nisan kararlarına yakalandıktan sonra sağlık problemlerim başladı. Şeker hastalığına yakalandım sıkıntı ve stresten. Baktım benden bir şeyler gidiyor "dur" demeye başladım kendime. Bir limon kasası aldım bir kürek bir de kazma boş bir araziye gittim. Toprağı kazdım oturdum başına. Sonra kasayı yaktım ve içimdekilerle birlikte gömdüm. Ben aslında o gün hayatımdan sıkıntı ve stresi tam anlamıyla gömdüm.
Gerçekten başardınız mı?
Başarmış gibi görünmüyor muyum?
Dışardan öyle görünüyor
Benim içim dışım birdir. Hayatımda stres diye bir şey yok. Üstümdeki gömlekten sıkılsam hemen değiştiririm rengi modeli markası fark etmez hemen o an çıkarırım. Ya da bulunduğum ortamın ambiansı mı sıktı beni hemen orayı terk ederim. Ailesi kavgalı problemli kişilerle görüşmem, iş hayatı sıkıntılı arkadaşlarımla görüşmem kısacası bana olumsuz yansıma yapacak her türlü şeyden kaçarım. Ben hayatı tamamıyla keyfe döktüm. Çocuğun hasta olur üzülürsün ama olmayacak diye bir kaide var mı? Benim üzüntüm onu iyileştirecekse öleyim yıkılayım ama olmayacak bu nedenle ben gülerek çevreme pozitif enerji veririm. "Sen ne yapıyorsun ?" diyorlar. Çocuğun 40o ateşle yanıyor sen gülüyorsun diyorlar. Ama görmüyorlar ki ben gülerken evladım da gülüyor……
Sadece gülerek kendinizi iyi hissedebiliyor musunuz?
Kendimi iyi hissettirecek her şeyi yaparım. Ayda bir kez kendime çiçek alırım haftada bir kez aynaya bakıp kendimi severim Maşallah der aynaya tükürürüm. Hayat çok güzel ama kısa, keyif almak ve yaşam kalitesini arttırmak lazım.
Bir söyleşiniz de “ artık dolmuşa bindiğimde şoför benden para almıyor? Demişsiniz. Hayatınızda değişen sadece tanınıyor olmanız mı? Yani her şey eskisi gibi mi?
Eskiden ben herkesle konuşuyordum şimdi herkes benimle konuşuyor. Pazara gidiyorum 1kg. domates alıyorum kimse benden para almıyor.
Pazara gidiyor dolmuşa biniyorsunuz yani..
Tabiî ki … insanın yaşamdan kopma gibi bir lüksü olmamalı. Ben lüks içinde doğup büyümedim ki! Market alışverişi görmedim. 30 lira parayla pazardan nasıl alışveriş yapılacağını bilirim. Ben halk adamıyım kimseden farkım yok ki. Geçen ay İstanbul da bir işim vardı. Arabayla 1 saat gidilecek yer metrobüsle 5dk. Ben aptal adam değilim ki arabanın arkasında gazete okuyarak kahve içerek gideyim. 5dk da gider en güzel sohbetin içinde yolculuğumu yaparım. BEN HALK’IN İÇİNDE BİR ADAMIM….
Siz medya dünyasından biri olarak farklı mı yaşıyorsunuz?
Tabiî ki farklı yaşıyorum. Bir Cem Yılmaz böyle mi yaşıyor? Beyaz? Ya Yılmaz Erdoğan? On tane metin yazarları var onlar mizahı yazıyorlar bunlar da deklare ediyorlar. Ben mizahı halkın içinde buluyorum. Bunları da ekrana taşıdım , evdeki hayatımı ekrana taşıdım. Beni yoldan çevirip “Abi benim hanım da aynı Safiye Abla gibi” ya da “Aynı kocam gibisin” diyorlar
Türk toplumuna kendilerinde bulacakları şeyleri yansıttınız diyebilir miyiz?
Kesinlikle diyebiliriz. Çünkü bizde yalan dolan hikaye yok neysek onu gösteriyoruz.
Ünlü sanatçımız ve hayat arkadaşınız Safiye Soyman ile ilgili konuşalım birazda. Safiye hanım sizin için neler ifade ediyor?
Safiye Soyman bir assolisttir. Yıllarını Türk Sanat Müziği'ne vermiş önemli bir sanatçıdır. Evde ise tam bir Türk ev kadınıdır. Bana bebek gibi bakar. Çok güzel yemek yapar benimle çok ilgilenir. Bugün benim düzenli hayatımın mimarı Safiye Hanımdır. Eskiden onun yanında ikinci plandaydım ama artık ben de ünlüyüm. Şaka bir yana bizim hayatımız hiç değişmedi. Samimiyet yansıttığımız için de insanlar bizi izlemeyi seviyor.
“Ben hiç değişmedim eğer içimdeki korkuyu yaşamazsam kıymet nedir bilmem. Ben aldığım ayakkabımı temiz tutar akşam kalıba koyarım. Ya alamazsam bir daha diye. Ben naylon ayakkabı ile büyüdüm. Bu gün param var diye kıymetsiz davranamam. O günlerin anısına şükür eder değer veririm sahip olduğum her şeye”…….
Popüler oluşunuz ve show dünyasında ki renkli kişiliğinizden yola çıkarak bu camiadan haz alıyorsunuz diyebilir miyiz?
Hiç haz almıyorum. Bu dünya yalan dünya makyajlı dünya. Bu gün gazetede Burcu Esmersoy'u gördüm. Yolda görsem dönüp bakmam. Bir makyajlı bir de makyajsız haline bakın. 1,5 kg boya şart mı? Şu ışıklar yok edilse hepsinin gerçek suratı ortaya çıkar.
Makyaj kelimesi biraz sembolik galiba…..
Kesinlikle. Herkes bir oyuncu bu dünyada. Ben 1 ekmeğe muhtaç sanatçılar biliyorum. Ekranda şatafat içinde görünüp eve döndüğünde piknik tüpüyle yemek yapan sanatçılar var.
İnsanın ayağını kaydıracak kadar tehlikeleri var mı sanat camiasının?
Olmaz mı. Bir kere hiç dostu yok bu sektörün.
Hep denir ama doğru mudur?
Hiç yok. Ayrıca güvende yok kimse kimseye bir şey devretmiyor, bırakmıyor. Ajda Pekkan 65 yaşında. 2 bayram daha görürse her halde yırtar. Yoksa eli kulağında yani.. Şimdi Ajda Pekkan ‘ın kendisinden sonra işini devredebileceği biri var mı? Seda Sayan’ın ? ya da Bülent Ersoy’ un ? yok, yok, yok…..
“Şatafat içinde görünen hemen hemen tüm sanatçıların yüzükleri kolyeleri çantaları hep çakmadır. Yok aslında öyle bir lüks şatafat… Bülent Ersoy’un bu gün oturacak doğru dürüst evi bile yok.. ama Diva imiş ne Divası? İbrahim Ağabey (Tatlıses) gerçek bir dev iyide para kazanıyor ama işi sanat, ticaret değil, bu nedenle ticari bir başarısı olması mümkün mü? Ya Serdar Ortaç’ a ne diyelim kumar tutkusundan dolayı. Ben Faik Öztürk olarak sanatçı değilim ticaret adamıyım bu gün ekrandan uzak olsam ne fark eder ki bir şey kaybetmem. Ama bu camiadan ekmek yiyenler işte onların işi zor, ayaklarının kayması çok kolay göz önünden düşmeleri çok kolay benim böyle bir durumum yok ki….”
DEVAMI YAKINDA…
ZEYNEP TİRYAKİ
Tüm yayın hakları benceajans'a aittir. Kaynak gösterilmeden kopyalanamaz, alıntı yapılamaz.





