Bence istanbul Bence Kampus Bence O...

Web Tasarım

Anasayfa

olacak...

Ersan Başbuğ: sahne, bir tiyatro sahnesinden farksızdır. Orada sana misafirliğe gelmiş kişileri stand-up’ınla, anlatımlarınla, sunumunla ve ambiansınla büyülemen lazım.

 

 

benceAnkara, gerçekten Ankara :). Burada Burcu’nun fotoğrafını çekmek istiyorum, daha başladık, önümde 38 diş, 6 tane bonuslu. Merhaba Burcu hoş geldin, benceAnkara başlıklı röportajımızı seninle yapmak istedik, o güzel güler yüzünle, o güzel duruşun ve aile anlayışınla bize çok şeyler katacağını düşünüyoruz. İlk önce ben bir kendimi anlatayım istersen, ondan sonra sana geçeriz :). Sonra sen Ersan’la çok eğlenceli bir sohbetti, mutlaka okuyun diye bir gülücük koyarsın oraya.

 

Orası kesin zaten :). Başlayalım istersen senden bahsetmeye?

 

İlk olarak 34 yaşındayım, ama bütün arkadaşlarım bana 29-30 gösterdiğimi söylüyor. Bu görünümümü, gece hayatının içinde olmama rağmen, koruyabilmemin nedenleri; bir beni çok fazla üzen kız arkadaşımın olmaması, iki Ankara’nın o kadar da, düşünüldüğü gibi memur kenti, sürekli havası gri olan, sıkıcı bir yer olmaması ile bağdaştırıyorum. Ankara aslında, içinde yaşaması keyifli bir yer. Demek ki Ankara beni, ya da bizi yormamış. Yaklaşık 17 senedir Ankara’dayım, onun öncesinde ise Antalya’daydım. Hacettepe Üniversitesi’ni kazanınca Ankara’ya geldikten sonra hep burada çalıştım, paramı da kazanmaya başlayınca burada kaldım. Ankara’nın istikrarı çok iyi bir kere, ne akarsın, ne kokarsın; bir de Ankara’nın gece hayatında, buradaki dinleyiciden bir vize alabilirsen, bunu Türkiye’nin her yerinde kullanırsın.

 

Vize derken?

 

Vizedeki kastım şu, Ankara’daki insanları eğlendirmeyi bilen, onlara müzik dinletmeyi bilen, alkış almayı bilen her solist, her müzisyen, Türkiye’nin diğer yerlerinde mutlaka kendine bir pencere bulabilir. Ankara’yı farklı kılan da şu; çok farklı kültürlere sahip insanların; ki bunun içinde aristokrat kesimi de var, protokolü de var, devlet büyükleri de var, üniversiteler nedeniyle Türkiye’nin dört bir yanından gelen öğrenci kesimi de var,  bir çatı altında toplandığı bir zemin olması. Kanada’ya benzetiyorum ben Ankara’yı; yani birçok şehrin ve kültürün harmanlandığı bir bölge. Öğrenciler olsun, memur kenti olması nedeniyle tayinler olsun, Doğusu, Karadenizi, Marmarası, hepsi Ankara’da buluşuyor. Buradaki mekanlara göz attığımızda ise şunu görüyoruz; buradaki müşteri zor. Ama bir o kadar da düzenli. Ankara’nın trafiği, mimarisi, yaşayışı nasıl düzenliyse; insanları da, müşterisi de bir o kadar düzenli. Müzik de ister istemez düzenli oluyor, çünkü o tarz insanlara hitap etmek durumundayız. Tüm bu nedenlerden ötürü, farklı kültürlerdeki insanları eğer sen bir mekana toplayıp da tatmin edebiliyorsan, başarılı bir iş yapıyorsun demek oluyor. Bunu şöyle örneklendirebiliriz; bugün Ankara dışından Ankara’ya gelen hiçbir solist arkadaşımız, istisnalar tabi ki de kaideyi bozmaz, Ankara’yı sevmez. Genelde yorumları da şu olur; “Ankara’yı sevmedik, Ankara zor” gibisinden… E tabii ki de zor. Çünkü bahsettiğim vizeyi almak zor.

 

Sen nasıl aldın vizeni?

 

Ben burada çok fazla emek harcadım. Bir kere okulumun burada olmasından dolayı, bir de İç Anadolu kültürü ile büyümüş olmamdan dolayı, ister istemez ortama uyum sağladım. Bir de bu iş ciddi bir emek ve zaman gerektiriyor. 17 sene boyunca bir işe konsantre olursan, işinde kendini geliştirirsen; gerek esnafına, gerek öğrencisine, gerek beyaz yakalılara, hepsine ulaşabiliyorsun. Ben sahnede de hep belirtirim, ben bu insanların hiçbirine müşteri gözüyle bakmam, hepsi benim dostlarımdır. Eğlenmeye giden insanlar, samimi, istedikleri parçaları dinleyebilecekleri, kendilerini onore edecek kelimelerin kullanıldığı bir mekanda bulunmayı tercih ederler; ben de çok güzel nabza göre şerbet veririm :). Bu nedenle insanlar çok mutlu oluyorlar, çok keyif alıyorlar.

 

Gece hayatının tanımını yaptın sanırım az önce…

 

Evet, gece hayatı denilen şey zaten budur; insanların nasıl ağırlandığı. Yoksa müzikal anlamda bir doyum olacaksa bir CSO konserine gidersin. Gece hayatı başlığı altında incelenebilecek kulüp şarkıcılığı ise daha fazladır. İşin içine eğlence ile birlikte biraz da alkol girmeye başladığı zaman durum değişir. Türk halkının geneli zaten onore olmayı sever. Hizmetin müşteriyi, müşterinin de hizmet vereni onore etmesiyle oluşan kısır döngü gece hayatını ortaya çıkarır. Bir de müziğini, sanatını düzgün icra ettiğin zaman, bu olay bir şekilde rayına oturuyor.

 

Sen bu ray üzerinde nasıl bir strateji izliyorsun?

 

Bu şöyle bir durum; aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık durumu. Eğer sırf düzgün müzik yapmaya konsantre olursan müşteri memnuniyeti istediğin şekilde olmuyor, sırf misafirlerle ilgilenirsen de çok fazla istek almaya başlıyorsun. Ben sahnede hep onu diyorum; olay Polis Radyosuna dönüyor. Böyle zamanlarda da müzikal kimliğinden ödün vermeye başlıyorsun. Ben bu nedenle şunu yaptım, programı ikiye böldüm; ilk bir saatimde benim belirlediğim günlük repertuarı seslendiriyorum, bu bir saat süresince hiçbir istek almıyorum. Ondan sonraki zaman diliminde de insanların isteklerine yer veriyorum. Bu benim sahnede kullandığım tüyo.

 

Her solist aynı şekilde mi tirajını koruyor?

 

Hayır. Kimisi sahneye gönderilen şişe sayısı ile bunu koruyor. Kimisi fiziksel görünümü ile bunu sağlıyor, diğeri sadece sesini kullanıyor, ötekisi ise sırf insanları onore ediyor, bir nevi esnaflık yapıyor. Yani halkla ilişkileri müziğine yansıtıyor, şovu müzikle harmanlıyor. Tabii herkesin kulvarları ve tarzları farklı.

 

Ersan’da en çok dikkat çeken özelliklerden biri de sahnedeyken insanlarla çok net bir şekilde bire bir ilişki kuruyor olman. Çoğu kişi göz temasından kaçınırken, sen bunu özellikle yapıyorsun. Bunun sana kattıkları nedir?

 

Bu sayede insanları sahneye çekiyoruz. İnsanları geldikleri zaman orada rahat ettirmeye çalışıyorum. Çünkü çoğu insan her hafta dışarı çıkacak finanssal, bedensel güce ve de zamana sahip değil. Ve insanlar bir mekana geldiklerinde çok kısa bir süreleri var. İki – üç saat içerisinde oradaki 400 – 500 kişi, diğer insanlarla aynı frekansı tutturmak ve eğlenebilmek durumunda. Bizim işimiz çok zor, bu farklı insanların tümüne aynı anda hitap edebilmemiz gerekiyor. Bir de şunu unutmayalım, bir gecede bir mekana kimin geleceğini işletme ve sahnede yer alanlar o gün öğreniyor. Buna göre spontane biçimde şekillenmemiz, pratik çözümler üretmemiz lazım ki repertuar ve eğlence herkese hitap edebilsin. Bu nedenle insanların girdiği mekanda rahat hissetmesi şart. Burada tüm ekiple beraber bana da büyük pay düşüyor. İşte insanlarla göz göze geldiğiniz, bizzat hoş geldiniz dediğiniz, kadehinizi onların şerefine kaldırdığınız zaman onlara samimiyetinizi belli etmiş oluyorsunuz.  

 

Peki Ersan’ın sahnesinin diğerlerine kıyasla farkı ne?

 

Ben sahnemi biraz daha işletme gözüyle yapıyorum. Bunu yapan kişiler zaten daha uzun soluklu bir meslek hayatına sahip oluyor. Bunu yapmazsanız da, sırf “Aaa şu şarkı yeni çıkmış”, “Kenan’ın yeni şarkısını söylemeliyim” gibi bir düşünce yapısına sahipseniz misafirleriniz pek doyuma ulaşmaz. Bunun sonucunda ne derler; “Ya müzikler iyiydi de sahnesi zayıftı” ya da, “CD dinler gibi dinledik, e biz CD’yi arabamızda da dinlerdik”. Canlı müzik denildiği zaman, müziğinizle beraber, insanlarla bire bir ilişki kurmanız çok önemli. Çünkü sahne, bir tiyatro sahnesinden farksızdır. Orada sana misafirliğe gelmiş kişileri stand-up’ınla, anlatımlarınla, sunumunla ve ambiansınla büyülemen lazım. Zaten belirli bir düzeye geldikten sonra, ne yaparsan yap, çünkü markalaşmış oluyorsun. Bir de şarkı geçişlerinde çok başarılı olduğumu düşünüyorum, başarılı bir DJ misali. Enstrüman çalmamın da bunda etkisi büyük. Şarkılar daha bir potpori formatında oluyor ve insanlar sıkılmadan dinliyorlar.

 

Hangi enstrümanı çalıyorsun?

 

Bu işe zaten piyanist şantör olarak başlamıştım. Sonra dedemin etkisi ile ud çalmaya başladım. Sonra üniversite çimlerinde çocukların gitar çalarak kız tavladıklarını görünce benim ud ve orgla bu işi yapamayacağımı anladım. Bu nedenle gitar öğrendim. Daha sonra Kutsi ve Baha ile gitarla çalışıyorduk. Onlar İstanbul’a gidince ben de kendi orkestramı kurdum ve de halen onlarla birlikte kendi programımı yapıyorum.

 

 

 

Ankara’daki müzikalite hakkındaki yorumlarını alabilir miyiz?

 

Bunu diğer şehirler ile karşılaştırma yaparak anlatabilirim. Örneğin ben İzmir müzisyenini çok dağınık, çok özgür ruhlu buluyorum. İstanbul müzisyenini çok esnaf buluyorum. Orada ne var; “Yapar mıyız, yaparız abi” ya da “Tamam abi, geliyoruz” anlayışı var. Ne geliyorsun, hiç repertuarı bilmiyorsun, müziği bilmiyorsun. Antalya müzisyeni mesela daha bir amatör ruhlu. Ancak Ankara’da bu işin düzgün yapıldığına inanıyorum. Zaten şu anki ünlü müzisyenler üzerinden incelediğimizde de Ankara’nın başarısını görebiliriz. Kutsi’sinden Işın Karaca’sına, Tamer Karadağlı’sından Beren Saat’ine, Senfoni Orkestrası’ndaki müzisyenlere; eğlence sektöründeki, gösteri sektöründeki çoğu ismin Ankara’dan çıktığını gözlemlemek lazım. Bugün birçok aranjör Ankara’dan çıkmış isimlerdir. Ankara’da işin disiplin ve düzenini oturttuklarında zaten başka yerlerde başarısız olma imkanları yok. Bunların hepsini yan yana koyup Ankara’nın sosyal yaşamını da üstüne eklediğinde sonucunda düzen, kalite ve keyfin mevcut olduğunu görüyoruz zaten.

 

Peki, Ankara gece hayatında eksik olan ne?

 

Aslında eksik olan hiçbir şey yok, çok eksik var ama hiç eksik yok. Neden? Bir kere gezen kişi sayısına oranla çok fazla mekan var. Çok fazla mekan açılıyor ve biz bunların tümünü kaldıramıyoruz. Örneğin gezen 1000 kişi varsa 100 tane de mekan var. Bütün mekanlara dağınılacak olsa mekan başına 10 kişi düşüyor, e bu 10 kişi de hiçbir şeyi karşılayamaz. Ankara’da tek sevmediğim şey ise şu; bir yer açıldığı zaman herkes oraya akın ediyor, ikinci bir yer açıldığında herkes birinci yeri bırakıyor, ikincisine yöneliyor. “Orda ne var?” olayı var ve bu nedenle çok çabuk mekan değiştiriliyor. Aynı mekan 5-6 kez el değiştiriyor, işletmeler değişiyor, mekan ismi değişiyor vesaire. Bu da herkesi yoruyor. Mekanı satın alan işletmenin cebini yoruyor, çalışan personelin istikrarını bozuyor, müşteride güvensizlik oluyor…

 

Ancak canlı müzik olan mekanlarda müşteri bakımından istikrarsızlık olduğunu pek düşünmüyorum ben. “Ersan şuradaysa oraya gidelim” durumu var…

 

Duruma Ersan olarak bakmamak lazım. Çünkü Ersan 17 senedir Ankara’da ve kendi çapında bir isim oldu. Bunu herkes sağlayamaz. Bir de müşteri bakımından da geçerli değil bence bu; biz Salata’ya değil de Ersan’a gidiyoruz diyebilecek müşteri az. Örneğin Zeki Bar’a gidelim deniyor. Zeki Bar’da dört farklı solist çalışıyor, onların ismi anılmıyor. Bir tek Perşembe günleri “Hadi Duygu’ya gidelim” deniliyor. Her dört solistten birinin ismi anılıyor olsa, %25’lik kesimin soliste göre tercih yaptığı söylenebilir. Mesela “Haydi bugün Meşrep’e gidelim” deniliyor, kim var Meşrep’te?

 

Kim vardı, hatırlayamadım ki.

 

Bak işte bilmiyorsun, Suat. Mekan ismi anılıyor genelde. Ama Cilveli değil de Ersan deniliyordu mesela. Onu oturtabilmek önemli olan. Ercan, Tunç bunları yapmıştır denilebilir. Bazen bazı şeyler birbirlerinin önüne geçebiliyor.

 

Peki sence soliste mi gidilmesi önemli mekana mı?

 

Benim açımdan bakacak olursan, ben kendi işimin patronu olduğumdan ötürü, Ersan’a gidilecek olsun. Çünkü ben kendi müşteri portföyümü oluşturuyorum ve kendi PR’ım var. Ben A Bar’a gittiğimde A’ya, B Bar’a gittiğimde B’ye gelsinler. Ama mekan da diyor ki, ben kendi müşterimi oturtturayım, Ersan’a fazla prim vermeyeyim diyor, Cilveli’de olduğu gibi. Ersan’a gebe kalmamalı mekan da.

 

Senin Ankara’da sevdiğin mekan ve konseptlerden bahsedelim…

 

 Ben canlı müzik konusunda, gerçi bu benim beğenimi de geçmiş, 2009 yılında Türkiye’nin en iyi canlı müzik kulübü seçilmiş Mesa Salata, orayı beğeniyorum. Yıllardır o mekanla bir şekilde yollarımız kesişsin istemiştim; ancak olmamıştı, fakat 15 sene sonra bu düşünmüş olduğumuz keyifli Salata geceleri başladı. Şu krizin olduğu süreç içerisinde, hafta sonları gece başı yaklaşık 600 müşteri ağırlayabiliyoruz. Canlı müzik için ortalama, zaten biliyorsun, 150 – 200 kişi ile sınırlı. Biz bir haftada minimum 1000 kişi ağırlıyoruz. Tabii bu mekanın kapasitesi ile de ilgili. Önceki çalıştığım mekanda 1000 kişiyi bir ayda ağırlıyorduk. Bu tabi benim sahne performansımı da etkiliyor, çünkü 150 kişi yerine coşkulu bir kalabalığa şarkı söylemek insanı çok daha iyi motive ediyor. Bunun dışında benim gittiğim mekanlar da var tabi. Annem hep öyle der, “Senin göbek bağını paspasın altına koymuşuz herhalde, hiç eve gelmiyorsun” diye. Ben her yere gidiyorum. Özellikle bu aralar Ankara’nın nöbetçi barı olarak tabir ettiğimiz Zeki Bar’a gidiyorum. Zaten Ankara’daki bütün solistler arkadaşım, onlara uğruyorum.

 

Ankara’da başka iddialı solistler de var, bu rekabet ortamı hakkında düşüncelerin neler?

 

Pek rekabet ortamı olduğunu düşünmüyorum ben :)

 

Son olarak benceAnkara hakkındaki görüşlerini alabilir miyim?

 

Siteyi tabii ki inceledim. Editörlerden Burcu Erdoğan’ı zaten sosyal hayatında çok iyi bildiğim için başarılı bir site olacağına eminim :). Bir kere tasarımı çok güzel olmuş, tasarım işlerinde de ne kadar başarılı olduğunuzu da biliyorum; web sitemi de siz yaptığınızdan dolayı :). İnsanların da görüşlerini çok rahat paylaşabileceği, samimi bir ortam o nedenle çok beğendim.

 

 

Burcu Erdoğan

 

 

Ersan Başbuğ: sahne, bir tiyatro sahnesinden farksızdır. Orada sana misafirliğe gelmiş kişileri stand-up’ınla, anlatımlarınla, sunumunla ve ambiansınla büyülemen lazım.
Ersan Başbuğ: sahne, bir tiyatro sahnesinden farksızdır. Orada sana misafirliğe gelmiş kişileri stand-up’ınla, anlatımlarınla, sunumunla ve ambiansınla büyülemen lazım.
Ersan Başbuğ: sahne, bir tiyatro sahnesinden farksızdır. Orada sana misafirliğe gelmiş kişileri stand-up’ınla, anlatımlarınla, sunumunla ve ambiansınla büyülemen lazım.
Ersan Başbuğ: sahne, bir tiyatro sahnesinden farksızdır. Orada sana misafirliğe gelmiş kişileri stand-up’ınla, anlatımlarınla, sunumunla ve ambiansınla büyülemen lazım.
Ersan Başbuğ: sahne, bir tiyatro sahnesinden farksızdır. Orada sana misafirliğe gelmiş kişileri stand-up’ınla, anlatımlarınla, sunumunla ve ambiansınla büyülemen lazım.
Ersan Başbuğ: sahne, bir tiyatro sahnesinden farksızdır. Orada sana misafirliğe gelmiş kişileri stand-up’ınla, anlatımlarınla, sunumunla ve ambiansınla büyülemen lazım.